Edeb-i Hayat

"Edebiyat" kelimesi köken bakımından, Arapça "edeb" kelimesinden gelmektedir. "İyi huy, ahlâk" anlamlarına gelen "edeb" kelimesinin Arapçadan dilimize geçişi çok eskilere dayanır. Hâlbuki kavram olarak "edebiyat", Tanzimat döneminde Fransızcadaki "literatüre”ün karşılığı olarak aynı kökten (edeb) türetilmiştir. 
Edebiyat, yolculuktur. Bu yol, insanı kendine getirir. Getirmiyorsa eğer, sorun var demektir. Hayat her yönüyle edebiyata yansıtılmıştır. Yazarlar bazen suya bazen toprağa yazdıkları hayatları edebiyatla birleştirmişlerdir. Hayat her yönüyle edebiyata yansıtılmıştır. Yaşam olanaklarının farklı olması, iletişim imkânının olmaması, insanın beyni ve kalbi arasındaki bağı, bağlantıyı hiçbir zaman koparamamıştır, kesememiştir. 
Hayat ve edebiyat; insanı doyuran, insanı doğuran, yaşatan ve insanın her bir duyusuyla duyduklarının sahici tutanaklarıdır. Hayatın edebiyata devri, edebiyatın hayata karşı verimliliğini artırır. Her hayatta bir edebiyat her edebiyatta bir hayat aranmalıdır. 
Türk ve Dünya edebiyatından bazı yazarlarımızın da söylediği gibi edebiyat;
“ Bir ülkede edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa, o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir. “ – Moliere
“ Aslında edebiyat, yalnız yazmak değil, aynı zamanda susmaktır. Edebiyatın güzelliği asıl sessizliğinden gelir. “ – Peyami Safa
“Edebiyat bize yaşamadığımız, yaşayamadığımız ya da yaşayıp da farkına varmadığımız hayatlar hediye eder.” – Namık Kemal
“Hiç kuşkusuz edebiyat olmasaydı, insanın pek çok yanı gizli, örtük kalacak, tutkularımız, hayallerimiz ortaya çıkmayacaktı.” – Fyodor Dostoyevski


Seda Esra ONAL & Sinan BAŞ

İletişim

Bizi Takip Edin